![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa | Forum | Oyunlar | Desteklediklerimiz | Mavi Kalemler | Arama | Güncel Konular | Forumları Okundu Kabul Et |


Mavi Yürekler / Mavi Kalemler Kategorisinde ve Abdullah Mollaoğlu Forumunda Bulunan İşportacı (Hikaye) Konusunu Görüntülemektesiniz. İŞPORTACI Bak yine aynı şeyi yaptı. Bu huylarından vazgeçmeyecekler anlaşılan. Madem almayacaksın o zaman ne diye tezgahı didik didik ediyorsun. O bluzleri katlamak, düzenlemek için az mı uğraşıyorum. Şuraya bak ...
![]() |
|
#1 (Mesaj Linki)
| ||||
| ||||
| İŞPORTACI Bak yine aynı şeyi yaptı. Bu huylarından vazgeçmeyecekler anlaşılan. Madem almayacaksın o zaman ne diye tezgahı didik didik ediyorsun. O bluzleri katlamak, düzenlemek için az mı uğraşıyorum. Şuraya bak yahu, güzelim tezgahın altını üstüne getirdi. Yok şuna da bakayım, bunun yakası açıkmış bana gitmez, şunun açık renklisi yok muydu. Kafamı şişirdi sabah sabah. Zaten böyleleri görünüşlerinden de belli oluyorlar. Tezgaha uzaktan bakışları, adımlarını atma şekilleri, kaş ve dudak hareketleri ne tür müşteri olduklarını hemen ele veriyor. Şurada iki mevsimdir bu işi yapıyorum ama neredeyse insan sarrafı olacağım. Fiyatı sormaları bile alıcı olmadıklarını ispatlamaya tek başına yeterli. Ama ne yapayım, müşteri işte. Velinimetimiz. Kovsan kovamazsın, kızsan kızamazsın. Hani belki, bu defa alır diyorsun, iyi niyetle yaklaşıyorsun. Ne de olsa ekmeğimizi onlardan kazanıyoruz. Ama olmuyor işte. Almıyorlar. Almadıkları yetmezmiş gibi tezgahı da darmadağın edip gidiyorlar. Bu gün düne göre daha da sıcak. Karşıdaki şerbetçi nasıl da fokurdatıyor soğuk soğuk karadutu. Susuzluğumu keseceğini bilsem iki bardak birden içeceğim. Ama olmuyor. Karadutu içtikten beş dakika sonra yeniden susuyorum. En iyisi hiç içmemek. Sıcak ki ne sıcak. Civciv sıcağı bu olsa gerek. Asfalt eriyecek neredeyse. Tezgahım da gölgeli tarafta değil. Akşama kadar katlanacağım mecburen. Böyle güneşin alnında da çekilmiyor ama ne yaparsın, mecburum. Bu şapkayı aldığım iyi oldu. Gerçi rengini pek tutmadım. Ama varsın öyle olsun. Gölge yapması yeterli. Hiç değilse gözlerimi koruyor. Gözlerim korunuyor ama vücudumdan devamlı ter boşalıyor. Koltukaltımdan koku geliyor bak. Halbuki sabah çıkmadan önce duş almıştım. Şöyle bir rüzgar esse de çarşının içini deniz kokusuyla doldursa. Ne güzel olur. Ama bak eczacı lıkır lıkır içiyor karadutu. İçer tabii, keyfi yerinde. Ne de olsa dükkanı yangından son anda kurtuldu. Ama adamdaki mal mülk sevdasına hayret etmemek imkansız. Koca koca alevler dükkanının etrafını sardı da yine de çıkmadı içeriden. Kapıyı da kilitlemiş kimse girmesin, olur da yağma etmesin diye. Eczanem yanacaksa ben de yanayım diye avazı çıktığı kadar bağırmış. Ben duymadım. O sırada tezgahı daha güvenli bir yere taşıma derdindeydim. Allahtan yangın fazla büyümeden söndürüldü. Yoksa bütün çarşı yanardı da öylece seyrederdik. Sabahleyin vapurla gelirken görmüştüm o kara dumanını da nasıl korkmuştum. İç bakalım eczacı karadutunu. Yarasın, afiyet olsun. Bu fiyat soran teyze alıcı gibi. Kumaşa daha bir yumuşak dokundu. Şimdiden sahiplendi bluzu. Ama indirim istemesi de normal. Emekliye benziyor. Fatura almaması durumunda ne kadar indirim yapacağımı soracaktır birazdan. Ben de kimbilir kaçıncı defa izah edeceğim işporta olarak götürü vergiye tabi bulunduğumuzu ve bu yüzden de fatura veremeyeceğimizi. O inanmamış gibi bakacak bana götürü vergi diye bir şeyi ilk defa duyan hemen herkesin yaptığı gibi. Sonra ben çarşıyı gezmesini, fiyatlara bakmasını önereceğim ona. Daha ucuzunu bulursa almasını, bulamazsa tekrar bana gelmesini isteyeceğim. Fakat sıcakta dolaşmak kimin haddine. En sonunda mecburen alacak malı. Dedim ya kumaşa dokunuşundan belli alıcı müşteri olduğu. Bazıları var ki aman aman, düşman başına. Tutturmuş ille de indir. Yahu diyorum dediğin fiyata bu mal bana geliyor. Bu defa benden kazanmasan da olur diyor. Olur mu canım, ondan kazanma, bundan kazanma, nasıl kazanacağım ben. Hele bir ara güneyli turistler gelirdi. Sabahleyin otobüsle gelirken feribotlarını limanda gördüm mü eyvah derdim. Onların feribotları bizimkiler gibi beyaz değildi, sarıydı. Çarşıda bir dolaşmaları vardı, çocukları umurlarında değildi yahu. Kaybetmiyorlardı ama, yani bravo. Adam geliyor fiyatı soruyordu. Bluzların fiyatlarının onların dilinde anlama geldiğini öğrenmiştik. Bize sorduklarında kendi dilleriyle cevap verirdik. Daha lafımız ağzımızda bitmeden indirim isterlerdi. Bir gün olsun vazgeçmemişlerdi bu huylarından. Bu defa, genel geçer hale gelen kuzeylilerin diliyle cevap verip indirim önerilerini reddederdik. Karşılıklı tekrar edip dururduk aynı kelimeleri. En sonunda bir şey almadan giderlerdi. Kız bugün gelir mi acaba. Ne gün geleceği belli olmuyor ki. En son gelişinde ne çok kızdım kendi kendime. Sonradan kızdım tabii. Ne diye ayrıldım ki buradan. Kızı şerbetçinin köşesinde görür görmez elektriklendim sanki de apar topar bıraktım tezgahı. Uzun abi de farketmiş olmalı ki kaç sen kaç diye arkamdan gülerek mırıldandı. Kaçtım da ne oldu. gidip sebilden bir bardak su içip geldim. Döndüğümde kız gitmişti. Babasından harçlık mı aldı, evden bir şey mi getirdi bilmiyorum. Soramam ki adama, kızın ne zaman gelecek diye. Tezgahlarımız dip dibe. Fakat bir sonraki gelişinde öyle kaçarcasına gitmemeliyim. Yiyecek değil ya kız beni. Bu kadar çekingen olmama içten içe kızıyorum. Ama her defasında da aynısını yapıyorum. Bak sen, zabıta geliyor. Bak bak, nasıl da kasılıyor yürürken. Küçük dağları bırak, adam zirvelere göz dikmiş. Ben yarattım demek istiyor sanki. Elinde küçük bir kutu var. Yine bir çocuğun çorap tezgahını almış demek ki. Öyle yürürken haklı aslında. Çarşının kralı bunlar. Buraya mı yaklaşıyor ne. Mecburen yakın olmaya çalışacağım şimdi. Mecburum çünkü belediyeye göre işportacılık yasak. Hele ki çarşının ana caddesinde. Zabıtalar idare ediyorlar işte. E biz de zabıta eşlerinin giyim kuşam ihtiyaçlarını karşılıyoruz ücretsiz olarak. Yine de bugün beni bulmuş olmasına içerlemiyor değilim. Etekçi değil mi şu. Hem de o. Ağzı burnu kan içinde. İstikamet belli. Yine karakol, yine karakol. Arkadakini tanıyamadım. Kavga etmişler yine. Bu vakitte içersen olacağı budur işte. İçmenin de bir usulü var değil mi diyor uzun abi. Öğle vakti deviriyorlar rakıyı sonra vay efendim niye öyle baktın, al sana. Olacak şey mi. Hiç ummadığım kişileri birdenbire kavgaların içinde buluyorum. Şu etekçi sessiz sakin bir adam aslında. Ama işte durduk yere birbirlerine giriyor koca koca adamlar. Ben de onlardan gördüm herhalde ki geçen gün olmadık yere atıştım baloncu çocukla. Halbuki o bir baloncu alt tarafı. Çapı ne ki. Kazandığı ne ki bana kıyasla. Tezgahın önünde durmasına pekala göz yumabilirdim. Ama demek ki buranın havasını soluyunca insan ister istemez etkileniyor olan bitenden. Erkek olmaya erkeğim baloncu karşısında ama kız gelince elim ayağıma dolaşıyor. İş değil bu yaptığım. Akşam unutmayayım da imalatçıya gideyim. Şöyle üç paket askılı alsam yeter. İyi satılır bu havada. Semt pazarında gördüm geçen hafta. Adam peynir ekmek gibi satıyordu. Hem fiyatı da ucuz. Tezgaha da renklilik gelmiş olur. Çarşı kalabalık ama satışlar kesat. Komşunun tezgahı da boş. Bugün ayın kaçıydı. Onbiri miydi. Memurlara daha dört gün var. Biraz bağırayım da belki tezgaha bir iki kişi toplayayım. Bugün çarşının merasim geçidi günü sanki. Önce eczacı sonra sarhoşlar. Şimdi de çarşının delisi. Geçen gün nasıl da kafası atmış, çıkarmış üstünü başını. Çırılçıplak dolaşıyor. O çıkmazdaki esnafın marifetleri bunlar. Adamcağızı kızdırıp kızdırıp zoraki soyduruyorlar. Onun çıplak dolaştığı gün Allahtan kız buraya gelmedi. Bu kadını hatırlıyorum. Geçen ay bana bej rengi bluz var mı diye sormuştu da yok demiştim. Kadın tam gidecekken uzun abi uyarmıştı. Meğer bej rengi kemik rengi demekmiş. Söz arasında hâkî renginden de bahsetti uzun abi. O da asker rengiymiş. Bakalım daha neler öğreneceğim. Hesapta iki mevsimdir bu işi yapıyorum. Akşama dondurmayı biraz daha fazla isteyeceğim. En azından iskeleye kadar götürsün beni. Hem yangın enkazını incelerim biraz. Sabahleyin eczanenin yanındaki duvarı yıkıyorlardı. Bakalım neler çıkacak duvarın arkasından. Pazar günü denize gidebiliriz. Bizim ufaklığı özellikle götüreceğim. Tam yaşı artık. Yüzmeyi öğrenmesi lazım. Geçen yıl öğretecektim ona asıl ama ürktü birden. Ben de üzerine gitmedim. Ne gülüyorum ona ama. Dili bir türlü işportacı kelimesini çıkaramadı. Abin tatilde ne iş yapıyor diye sorduklarında ispirtoculuk yapıyor diye karşılık veriyormuş. Tuvalete gitmem lazım. Şu kadın da amma uzattı. Al bir tane git işte. Gerçi tuvaletçi adamın bakışları hiç hoşuma gitmiyor. Ama bu civarda başka tuvalet yok. İşte bu ya. Baştan beri yapacağın buydu be hanım teyze. Bir tane bluzu seçip parasını verecektin işte. Hepsi bu. Daha fazla sıkışmadan gideyim artık. Umarım ben tuvaletteyken kız gelmez. |
| Abdullah Kullanıcısına Teşekkür Edenler : | ||
emir_a (04-27-2011) | ||
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tesbih (Hikaye) | Abdullah | Abdullah Mollaoğlu | 0 | 03-10-2011 02:58 |
| Beşinci Kat (Hikaye) | Abdullah | Abdullah Mollaoğlu | 0 | 02-28-2011 23:57 |
| Bir Hikaye | Aldatma.. | YoLGeZeR | Hayatın İçinden Satır Araları | 0 | 03-13-2010 17:00 |
| Adam (Eski bir hikaye) | Funda | Aşk | 0 | 06-07-2009 21:08 |
| Grup Acı - Acı Hikaye | Funda | Amatör Müzik | 0 | 04-06-2009 20:31 |
| GMT +3 Saat: 10:31. | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa -
Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz -
Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc. Powered by vBulletin® Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. | |