Kalbime .. O kahreden utancı ve nedensiz sancıları silkeledim üzerinden. Avuçların üstüne temiz çıkmaya ikna ettim seni. Kanatılmış ve kanatılmamış manzarandaki özgürlüğünü geri verdim sana. Ve senin bildiğin kadar başka kim bilebilirdi ki gelecekteki vahşetini? Sana aşağılamayı öğrettim ve kendini! Santim hesabıyla alçalmayı değil, en şaşalı olması gereken yerde belki en zeminde; sayki büyük, sayki yüce, hani şefkat dolu bir aşağılamayı öğrettim. İkna etmeyi ve denizleri kendine gelmeye zorlayan güneş gibi, nedenleri, sebepsizce hayatına girmeye ikna etmeyi öğrettim. Hayata karşı boyun eğmeyi yasakladım, diz çökmeyi sildim senden ve efendi demeyi aldım sözlerinden. Bizzat ruhumdan ekledim sana iman ve tefekkür harflerini. Şizofrenik hesabımla -hayır, bağımlılığı ispatlanmış duygu yumağımla -evet deme hakkını aldın benden. Su gibi sakin duruyorsun şimdi ve yalanlayan yangınların içinden tutuşmadan geçiyorsun artık. Ağlamayı isterken ve tercih hakkım varken daha, seni, en kuytu zulalardan arındırmayı seçtim. Ve belki bu yüzden; mazisi derininde küf tutmuş örümcek ağlarını, hatırası dağılmış geçmiş tozlarını ve zifiri karanlığı sildim üzerinden. Dünü; bu günü kaybettikçe istemeyi... Şimdiyi; dünleri kaybettikçe özlemeyi... Ve yarını; bu günü kirlettikçe beklemeyi... Bu hayaldekilerin, o rüyadakilerin ve şu manasından yoksun gerçektekilerin sahte inancını çiğneyerek sabretmeyi öğrettim. Lakin aşk derken mahvettik! Belki de bu yüzden her şeyimi verdim sana, hislerim bu kanlı irinle boşalsın istedim! Ben düşerken susuşundan sırıtmalar akıyordu. Boşuna mı bunca zaman bir hüzünü beklettik? Şimdi gel! Gel de söyle bana; karşılıklı kırılmışken, hangimiz daha fazla teşekkürü hak ettik? Ey kalbim! Ne bulunmaz ve ulaşılmaz sevinçleri beklettik. Olacakları sayarken; günleri, geceleri, haftaları, ayları ve yılları eksilttim seninle. Ben küçüldükçe tersim kadar yüceldin. Vakit yeminlere geldikçe, şaşkınlığında kaldım çoğu zaman. Zili çaldıkça gerçeklerin, yeni masallar ve desen desen hikayeler düşlettim. Ve belki de bu yüzden sana, önce kader, sonra keder, baştan yalan, dıştan gerçek, derken anlam ve derken hayat; ömür varken ölüm dedik!... Ö.F.YILMAZ |