![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa | Forum | Oyunlar | Desteklediklerimiz | Mavi Kalemler | Arama | Güncel Konular | Forumları Okundu Kabul Et |


Yok Olmak Anıdır Şimdi - Duygularımız ve Biz Kategorisinde ve Aşk Forumunda Bulunan Ah İklima ! Konusunu Görüntülemektesiniz. 1 Ne zaman yağacak olsa yüreğinin bulutları; yağmurunu kok bana! Belki en nemli yerinden, sırılsıklam ellerinden, dokunmaya çalışırım yalnızlığına... ''Bu satırların sahibine ithafen:'' Hayata çizdiğimiz resimler -gözlerimizde- nede güzel dans ...
![]() |
|
#1 (Mesaj Linki)
| ||||
| ||||
| 1 Ne zaman yağacak olsa yüreğinin bulutları; yağmurunu kok bana! Belki en nemli yerinden, sırılsıklam ellerinden, dokunmaya çalışırım yalnızlığına... ''Bu satırların sahibine ithafen:'' Hayata çizdiğimiz resimler -gözlerimizde- nede güzel dans ederdi iklima! Bağıra çağıra söylediğimiz sarkılarımız vardı; söylenmemiş cümlelerimiz adına ağlayan. Bakışlarımızda ufuksuz bir gökyüzü taşırdık. O gökyüzünün yıldızları bizim için parlardı durmadan. Sözlerimiz, karanlığı yarmış güneş gibi güçlü gelirdi! Gülmenin en derinlerdeki anlamını, birlikte ağlamanın anlatılmaz yakınlığını, hatta aydedenin gözlük taktığını bile biz bulup çıkarmadık mı tozlu tavan arasından? Atlar üstünde unuttuğumuz oyuncaklarımızla, senin bezden bebeklerin, benim tahtadan silahlarımla, çocuksu ama saf ve gerçek duygular yaşamadık, yaşatmadık mı iklima! Yaşamanın farkında olduğumuz kadar, ne zaman öleceğimizi bilmemenin bahşettiği serbestlikle, mesafeli fakat vurdumduymaz olabildik; muhallebisiz geceler şekerden evimizin kapısını yumrukladığında... Asık suratlara gülmeyi, ağlamayı zayıflık sananlara ağlamanın değerini biz öğrettik. Sevginin böylesine inanmayanlara düşmandık. Birbirimize verdiğimiz güvenle aşka inandırdık belkide, hani o sevmekten uzak ve yoksun yaşayan sevgileri. İnsanlık tarihine lekesiz harflerle geçirmeyi başardık adımızı; uzaklıklara, zamana yenilmeyerek unutmayacağımızı ispatladık. Biliyorum İklima! Her Nisan beklediğimiz yağmurlarla yıkanmadı duygularımız. Acılarımız içimizi doldurdu. Yaşamdan bunaldığımız, birbirimizden sıkıldığımız, hatta varlığımıza yaka silktiğimiz anlar da oldu hayatımızda. Boyun eğdiğimiz acılarımız oldu çoğu zaman, umursamıyorduk özlemleri, yolları ve zamanı belki de bu yüzden soktuk aramıza. Ama utanmadık iklima! Acılarımıza boyun eğdiğimiz zamanlarda bile gururluydu bakışlarımız. Asla nefrete teslim olmadık, asla yalnızlığa saklanmadık, asla korkmadık; ama ne var ki ihanet ettin sen bana! Hatırlarsın İklima; zamansız bir 'dön'dü gidişin! Daha cümle bitmeden, gereksiz bir yerde, hatta en uygunsuz yerde noktayı koyuverdin yaşanacaklara. Böyle apansız kırılmasaydı kalemimiz, daha ne üç noktalar olacaktı, daha ne parantezler açacaktık anılara. Kırıldık İklima! Daha karşı koymaya fırsat bulamadan; sonbahar yapraklarının cansızlığı, güneşin can çekişen son ışıkları, kara bulutlardan boşalan hüzün kokulu yağmurlar, kan kokan akşam kızıllığı yaşama sevincini baltaladı. Henüz duvarlarını sevgiye boyamadık evimizin, hatırası desen desen olmuş perdelerimizi asmadık pencerelerimize, olsun diye umut ettiğimiz çocuklarımızın isimlerini belirlemedik! ''Yaşamadığımız mutluluklar, dökmediğimiz gözyaşları, kokusunu bilmediğimiz daha nice duygular var! Tatmadığımız düğün pastasını hiç mi merak etmiyorsun?'' diyen sen değildin de bir başkasımıydı İklima? Ama gittin, hayatın senden bıkmasını bekleyemedin. Yüreğim yetim, Ankara ümitsiz kaldı ve ben kimsesiz... Kimsesizlik kaldı İklima! Ne çok yalnızım şimdi. Bir başına gerçekleşmiyor kurduğumuz hayaller, dertler ortaksız kaldı, tek başına yaptığı en zevkli işten bile bir zevk alamıyor insan. Geceleri vakitsiz telefonlarını nafile bekler oldum artık. Ve hayallerimi aşan çılgınca süprizlerini. Sensiz pasta savaşı yapamam ki iklima! Kendi kendimi gıdıklayamam mesela, sevgi sözcüklerini yerleştirip dudağımın en titrek köşesine, yastık altlarında ruhumu sıkıştırıp fısıldayamam!... Saç tellerini sayma konusunda senin kadar başarılı değilim ben, hala bütün yıldızların ismini de öğrenemedim. Tango yapmayı da unuttum galiba! Senin yüzünden ve bu eksiklikten evlenemeyeceğim galiba! Kendi kendimi sevemem ki, ki bu sevgime ne büyük bir ihanet olur... Lanet olsun İklima, lanet olsun! Ardında bıraktığın kelime oyunları, mırıldanmalar, süslü kalemler, aptal pijama partilerine olan hevesler, sabıkalı masallar, omuzlarımızda yük olmuş gözyaşlarımız, hayallerimiz, umutlarımız, içimize sığdıramadığımız duygulanmalarımız, kimsede olmayan garip dostluğumuz ve hatırlamadığım pek çok şey daha; annesiz kalamazlar iklima! Yoksun, eğer bir gün yeniden çıkıp geleceğini bilsem yumruklarımı sıkar burnunu kırmak için seni beklerdim, ki bir daha yüreğimden böyle gidemeyesin diye! Bir daha gitme İklima! Bir yağmur damlasının içine sıkışıp kaldım bu gece. Kaderi yolundan döndüremedim. Özledim, o kadar özledim ki, seni hatırlatan her ne varsa yüreğime koydum ve gözyaşlarımla ellerine dokundum bu bilmecenin. Bu gece, bir bahar akşamı gökyüzüne koyduğumuz, nokta nokta yıldızlarımız kanıyor. Hepsinin de birer adı var, ama senin adın yok İklima! Korkularından serin kalmış bir bahar yeli hep böyle gıdıklıyacak mı ensemi? Ve ben, özlemini dolayıp aydedenin boynuna sana gönderemeyecek miyim, bir kez, son kez daha içimdeki tüm sevgiyi? Bahar geldi İklima! Bu bahar, bu son bahar, ilk kez kanatmaktan bile vazgeçiyorsun herşeyi. Vazgeçmek yok iklima! Üzüldüğüme üzülme sakın, ağladığıma kızma, yalnızlığımın bakma sen öyle göründüğüne uzaktan, zaman alır ama toparlanırım. Seni seviyorum İklima! Bana, hayatın yirmi dört saatini aşan anlamların da olduğunu, sevmeyi ve sevilemeyi öğreten küçük kadın: Seni hâlâ çok seviyorum! Yokluğun da tıpkı varlığın gibi doludizgin olacak biliyorum. Dilerim hep böyle kal! Öldüğünü görüyorum, ama elveda da demiyorum sana, sadece; tekrar buluşacağımız o kimsesiz güne kadar hoşçakal!... 2 Eksik kaldı bir; dün oldum! Fazla çıktım diye sürgün... Bakma ruhuma! Göğsüm garip kanar beni. Aşık sanırken ve tanırken aşk bizi; denize düşenler gelirdi aklına. Denizimize düşen vardı ya! Hani susuşları durgun... Hani duruşları solgun... Hani bakışları yorgun... İşte o; bir yılanı tanırdı böyle. Bir de ben; kendime düşerken seni... Ömer Faruk Yılmaz |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| GMT +3 Saat: 11:41. | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa -
Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz -
Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc. Powered by vBulletin® Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. | |