Seni Öldüm Susuyorum... Uzayan hayallerimi kaybettim diye, kısalan cümlelerimle yetiniyoruz. Aslında yetinmeyi de bilmiyoruz seninle. Ben hasreti topluyorum üstüne, sen sevgiyi çıkarıyorsun... Acını bölmeye kalkıyorum, sancınla yüzümü çarpıyorsun... Ve eşittir yalnızlıklara eklediğim satırları yolluyorum şimdi sana. Beni düşünüyor musun bilmiyorum ama; ben artık, isminin sonrasına düşen –sizliğimde boğuluyorum! Varlığına duyulan sevgiyi tarif ederken yanıldığım aşk kelamıydı! Ki dudaklardan silinişini ne güzel seyretmiştik seninle. Hafakanlara yatırdığım gözlerimden tanırım bu yalnızlığı! Unutulmaya tanımadığın fırsat kadar, ardın sıra tahammüle kurban adadığım sabır... Veyahut, olmayışının sarhoşluğuna yolladığım nefret... En derininden bir sus kalmıştı geriye! Sabrı nefretle uzatışımı anlamak; çaresizliğimi duymayışını, önemsemeyişini de anlatmak isterdim kendime! Sus-la ne hale geldiğimi öğrendikçe kaçmayı tercih ettin, ki dönüşlerini de sus-la kapatmıştık zaten. Kumar değildi bu fakat dört duvar arasında zar atıyordum dönüşüne. Dönüşünün kehanet ustasıydım artık... Zarları o türlü sallıyordum ki, zamanla rakamları okuyamaz olmuştum. Düşeşler, hep yekler silinince aklın köşelerinden, mahpus bir sükunet kalıyordu geriye. Böylesi bir hayata susacağına, ölümüm için konuşmanı bekledim hep. Konuşmayı da bilmedin! Ve bu yüzden payıma düşen ölümü de alıp gittin benden. Ki yüzümü döndüğüm gerçeklerde, yalanlara kalmayı özlüyordum san ki! Gerçek olduğumuz en yakın sözcüklerde bile çok uzakları anlatıyorduk seninle... Yaar! Bıraktıklarından bir sen yapmak kaldı geriye. Hatırası kanayan resimlerde, çoğulu silinen mevsimlerde, hecesi düşen satırlarda birleştirmeye çalıştığım bir sen! Ceplerimde bile aradığımı bilirim seni... Bazen delik çorabımdan çıkıp, kanayan tabanlarımdan sobeleyeceksin diye bekliyorum hep. Ve bu yüzden, elliye kadar yırtıyorum her gece kendimi... Elliye kadar geçiyorum kendimden... Bilmiyorum! Bilemiyorum! Sen giderken mi karıştı tenim, sen giderken mi çektin çizgileri yüzümden? Sen giderken mi eksildim, sen giderken mi kaçtım kendimden? Önemi yok artık cümlelere dağıtılan suallerin! Seni öldüm susuyorum; sende beni kendinden... Ömer Faruk Yılmaz |