MavizeL mırr ve vızz (: Nice Mutlu Senelere
Go Back   www.MavizeL.com
Edebiyat
Yok Olmak Anıdır Şimdi - Duygularımız ve Biz
Aşk
Adam (Eski bir hikaye)

Adam (Eski bir hikaye)

 Yok Olmak Anıdır Şimdi - Duygularımız ve Biz Kategorisinde ve  Aşk Forumunda Bulunan  Adam (Eski bir hikaye) Konusunu Görüntülemektesiniz. Aptalca gibi gelen tüm duyguların inatla üzerine geldiğini hissediyordu. Sigara dumanıyla cilveleşip aklını dağıtmaya çalışırken Adamın ne kadar bencil olduğunu düşündü. Evet bencildi rüzgarları seviyordu ama sadece kendi için. El ...

sosyal paylasim linkleri
İçeriği Facebook ile paylaş
İçeriği Digg ile paylaş
İçeriği del.icio.us ile paylaş
İçeriği Google ile paylaş
İçeriği StumbleUpon ile paylaş
İçeriği Reddit ile paylaş
İçeriği Twitter ile paylaş
İçeriği technorati ile paylaş
İçeriği Simpy ile paylaş
İçeriği Newsvine ile paylaş
İçeriği netvibes ile paylaş
İçeriği myspace ile paylaş
İçeriği misterwong ile paylaş
İçeriği friendfeed ile paylaş
İçeriği blogmarks ile paylaş
İçeriği Blinklist ile paylaş
  #1 (Mesaj Linki)  
Alt 06-07-2009, 21:08
Funda isimli Kullanıcı Resmi (Avatar)
funda
 
Standart Adam (Eski bir hikaye)

Aptalca gibi gelen tüm duyguların inatla üzerine geldiğini hissediyordu. Sigara dumanıyla cilveleşip aklını dağıtmaya çalışırken Adamın ne kadar bencil olduğunu düşündü. Evet bencildi rüzgarları seviyordu ama sadece kendi için. El ele yürümemişlerdi rüzgarda, izin vermemişti kenetlenmiş parmaklarının arasında o serinliği hissetmesine. Sadece saçlarını sattığında izlemeyi seviyordu ama bu akşam o da olmadı. Yürürken geride kaldığında Adam arkasına dönüp bakmamıştı bile. O an için insan kalabalığında eriyip gitmek istedi. Rüzgar izin vermedi, her yumuşadığında daha da katılaştırdı ruhunu.

O yüzden yarı yolda kaldırımın ortasında bıraktı Adamı “git rüzgarların nereye götürürse” dedi. “Ben kendi rüzgarımı kendim bulurum.” Küçücük bir kızken öğrenmişti kendi başınalığı.yaşıtları seksek oynarken o balık tutardı ve tuzlu sulara o zamanlardan alışkındı, kokmazdı hastalıklı ruhu ve tepelerde kendi rüzgarını kendi bulur, gözyaşlarını uçururdu.

Birden durdu yüzüne baktı anladı çok iyi anladı ve bilmediği bir sokağa daldı Adamı karşı kaldırımda bırakarak… sigara yakmak istedi, soluğu kesildi. Ağlayamamak Adam suretiyle oturmuştu göğsüne. Bu sancıyla baş etmesini de biliyordu. yaşıtları lastik atlarken o ağaç budardı ve bir kocakarı budamıştı dallarını, kazılı izler vardı gövdesinde. o zamandan beri kanamazdı yaraları. Yutkundu ve geçti.

Sadece yürüyordu, hesapsızca gördüğü her sokağa girdi çıktı. Yön duygusunu bisikletle intihara kalkıştığı zamanlarda yitirmişti, zaten her seferinde aşka düşüyordu tüm dengesizliğiyle. Adam yürüyor mudur yoksa rüzgarlara mı sığınmıştır diye düşündü. bir an arkasında olmasını umut etti gelse çekse kolundan, bedenlerinin arasından rüzgar geçemeyecek kadar sıkı sarılsa…. “İsteyin ve evrene gönderin” mavalları okuyan bütün yazarlara küfür etti . Eve gelene kadar arkasına bir kere bile dönüp bakmadı.

Adam değişiyordu mevsimler gibi… kış geliyordu rüzgarlarıyla. Kopuk, savruk ve depresif. Anlamaya çalışırken anlamsızlaşıyordu her şey. Adam buz kesiyordu. Önce elleri, dokunuşları sonra gözleri ve bakışları. Biliyordu sayfaları karışmıştı içinin ve hep yanlış replikten başlıyordu. Ondan uzaklaşıp kendine yaklaşıyordu Adam. Mesafeler değişmeden de değişebiliyor muydu uzaklık kavramı yani Adamdan yürürken de olsa uzaklaştıkça ona daha çok yaklaşıyor olması bundan mıydı?

Bütün şehir rüzgara yenildi. Çocukluğunun zeytin karası gözleri gibiydi heryer ama bu kadar sessiz miydi çocukluğu hatırlayamadı. Gitmek istedi; çok uzaklara, Adamı hiç tanımamış olduğu, ama gözleri gibi rengi ve canlılığı bol olan herhangi bir yere…belki de onu bu kadar keşfedilmeyen yapan gözlerindeki o uzak diyarların bilinmezliği, belki de bugün ki yabancılığı ve uzaklığındaki gitmek istediği şehirlerin yansımasıydı.

Karanlıkta öylece oturdu şimdi içi gibi sokaklar da uğulduyordu. Koca bir çınara benzetti Adamı kendi halinde, sağlam ama yine de rüzgarlara karşı koyamayan yavaş yavaş yapraklarını ayaklarına salan. Dökülüyordu işte içine doğru, parça parça…

Bildiği mevsim kavramlarını sorgulamaya başladı. İlkbahar yaz sonbahar kış... O bu mevsimleri kağıt üzerinde bilirdi, her hücresinde hissettiği tek mevsim Adamın gözleriydi. Zamansız değişir, (z)amansız hasta ederdi.

Geriye meyillendi akıl sarkacı onu orda sokak ortasında bıraktığı saate. Lodos değdi kalbine… Gözlerini kapadı…

Gitmiyordu öylece kaldırımın ortasında terk edilmişti ve sedece arkasından bakıyordu, karşıdan karşıya geçişini izledi. Bir an duraksadı. Kırmızı ışığı fırsat bilip o da karşıya geçti. Simsiyahtı ve hızla ilerliyordu.
Bu rüzgarlar onu hasta ediyordu ama en sevdiği hastalık buydu; içi dışına doğru çekiliyor, rüzgar kirpiklerini öptüğünde de aklı başından gidiyordu. Takip ettiği siyahlı köşeyi döndü arkasında olduğunun farkında bile değildi ama önemi yoktu. Aklına izledikleri film geldi. Bu sarhoşluk hali filmin etkisi miydi yoksa vurgun yediği rüzgar mı? Derin bir iç çekti. Birden telefonunu farketti ısrarla titriyordu.
“napıyosun”
bir an duraksadı telefondaki sanki ne yaptığını biliyormuş gibi sormuştu soruyu. Etrafına bakındı. Sokak bomboştu. Hemen toparlandı.
“yürüyorum”
“nerdesin”
“….”
“…..”
“tamam seni ararım”

Kendine güldü. Saatine bakma gereği duydu. köşede ve siyahlıda kalmıştı en son yelkovan ama akrebin telaşında olmalıydı siyahlı yada çoktan kendi rüzgarında savrulmuştu.bir an panikledi. Kolları sızladı sanki, sırtındaki çantaya yordu. Düşündü. Düşündü. Ve yine düşündü. Ne düşündüğünü düşünmeden sadece yürüdü. Ah bu rüzgarlar içindeki bütün suları bulandırmasa bu kadar çamura bulanmazdı içindeki kelimeler.

Köşeyi döndüğünde sanki gece yutmuştu siyahlıyı, sigara dumanı gibi bir anda dağılıvermişti görüntüler kokusu kalmıştı sadece. Derin bir nefes çekti dönüşü olmayan bir yola girdiğini farkettiğinde otobüs camından bakıyordu. Arabaları saymak zamanı kısaltmıyordu yada gözlerini yumması uykudan uyandırmıyordu gördüklerini rüyaya yorması rüzgarın afyonundandı ama çabuk ayıldı. Otobüs camına yüzünü yapıştırdı ve sadece kokusu burnundayken o da henüz ter etmemişken sakin ve kabullenerek el salladı.

Ve nihayet tüm soğukluğuyla rüzgarlar dindi,
Artık gözlerin yağmur zamanıydı…

Esra Soytürk
bilinmeyen bir tarih
hatta hiç olmamış bir zaman diliminde yazılmış olabilir...
Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin 2 Üye Funda İsimli Üyeye Teşekkür Etti..
Kar Tanesi (06-14-2009)


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

forum kurallari Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


similar threads Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gülay Sağlıcak - Siyah Perdeye Sunulmuş Bir Hikaye Bu Aslı Yok... Funda Gülay Sağlıcak 1 01-07-2011 16:18
Adam - Adam Nedir - Adam Hakkında Funda Mavizel Sözlük 0 08-28-2009 10:31
Eski Reklamlar - Eski Reklam Resimleri Funda Komik Resimler/Karikatürler 0 04-22-2009 22:10
Grup Acı - Acı Hikaye Funda Amatör Müzik 0 04-06-2009 20:31
Güzel bir hikaye .... (kul hakkı) Ax!!Sh£yTaN Hayata Dair Hikayeler 0 03-30-2009 21:21


firma ekle
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Sitemizde yasalara aykırı unsurlar Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3, Illegal vs. durumlar
ve belirtmediğimiz diğer aykırı unsurları info@mavizel.com email adresine bildirebilirsiniz.
GMT +3 Saat: 13:06. yukarı git
Ana Sayfa - Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz - Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin

MavizeL - Kimliksizim - Nevrotik Sayıklamalar - Emre Gökce - Şiir Fm


SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012,
Jelsoft Enterprises Ltd.