![]() | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa | Forum | Oyunlar | Desteklediklerimiz | Mavi Kalemler | Arama | Güncel Konular | Forumları Okundu Kabul Et |


Serbest Kürsü Kategorisinde ve Genel Mesajlar Forumunda Bulunan Ölüm Konusunu Görüntülemektesiniz. Ne kadar uzak olduğunu düşünsek de, ne kadar kendimize konduramasak da, hayatımızın belki de en gerçek ve en ciddi anı ölüm.. Ölüm uzun zamandır benim kafamı kurcalayıp duruyordu, sadece kavram ...
![]() |
|
#1 (Mesaj Linki)
| ||||
| ||||
| Ne kadar uzak olduğunu düşünsek de, ne kadar kendimize konduramasak da, hayatımızın belki de en gerçek ve en ciddi anı ölüm.. Ölüm uzun zamandır benim kafamı kurcalayıp duruyordu, sadece kavram olarak değil; ölüm anı, ölümle ilgili çaprazlamalar, ve de özellikle ölüm sonrası.. Hayır ruhsal bir problemim yok, ya da sadece ölümü düşünerek yaşamıyorum.. Günlük hayatta aklıma bile çoğu zaman gelmiyo ama bunu inkar da edemiyorum.. Ölüm anı kafamı kurcalar, yani hangi birimiz "acaba ben ne şekilde ölücem" diye düşünmüştür ki!?!? Hayatta son kez gözlerimizi kaparken hissedeceiğimiz "acı" mı olucak, yoksa "rahatlama" mı!? Pişmanlık mı duyucaz, yoksa itaat mi edicez; kadere mi isyan edicez, yoksa kaderden çok kaderci mi olucaz!? Peki ya ölümü bir umut olarak görebilmek, yani kimisi için korku veren bir gerçek; lakin göreceli olarak da kimisi için bir çıkış noktası.. Yatağa mahkum ve ötenazi isteyen bir felçli için ölüm tam anlamıyla bir çıkış, tam anlamıyla bir umut değil mi!? Bknz: Alejandro Amenabar'ın çok beğendiğim filmi olan Mar Adentro (İçimdeki Deniz) Ya da fakir ve hayattan sadece acı alan, hayatta verebileceği en son canı kalmış bir hüzün sahibi için; ölüm bir umut mudur, yoksa bu acı dolu dünyadan sadece bir kaçış mı!? Ölümü belki de "hayatta kalmak" için bir zorunluluk olarak mı görür bu kişi!? Ölümü bir kavuşma olarak da nitelendirebilir mi insan!? 50 küsür seni evli kaldığı eşinin ölümü üzerine, zaten hayata bunca zamandır verdiği uğraşlar yüzünden yaşlanmış, ve de yıpranmış bir kalp sahibi, kendi ölümünü sevdiği kişiyle tekrardan "kavuşma" olarak görebilir mi!? Sırf bu hayal yüzünden ölümü gerçekten gönülden isteyebilir mi!? Ya ölüm süresi!? Bu kavramı nasıl açıklamalı insan.. "Ölüm" denilen süreç ne kadar uzun sürebilir ki; bikaç saniye, bikaç dakika, bikaç gün, bikaç yıl..... Hiç "ne kadar sürede ölücem" diye düşünen oldu mu, bence olmamıştır.. Bu da unutulmaması gereken bir konu bence, hayattan ölüme geçiş yaparkenki süremiz, o anki çekeceğimiz acıyla veya duyduğumuz hissiyatla doğru orantılıdır.. İnsan ne olup bittiğini anlamadan mı, yoksa herşeyin farkında olup da son kez derin derin düşünenek mi ölmek ister!? Yukardaki sorunsallarımdan sonra belki de en önemlisi "ölüm zamanı"mızdır... Ne zaman ölücez, ya da daha mantıklı bir soru olarak, ne kadar daha yaşayabileceğiz.. Hz Muhammed "Hiç ölmeyecekmişsin gibi çalış, yarın ölecekmişsin gibi ibadet et." demiştir.. Peki gerçekten biz ne zaman ölücez!?!? Bu düşünceler kafamda oldupu zaman sanki 5dk sonra ölecekmişim gibi davranmaya başlıyorum, bu da benim sorunsuzca kararlar vermemi ve bazen hata yapmamı sağlıyo, en iyi ölümü düşünmemek... İnsanoğlunun ağzındaki asıl yutulmayan lokma ise, "ölüm sonrası".. Hepimiz, ya da çoğumuz inanan insanlarız. Hangi dine inanmaktan çok, kudretli bir yaradan inancı ön plana çıkıyo.. "Cennet ve cehennem" çoğu insan tarafından kabullenilmiş bir olgu. Peki ya ölümden sonrası diye bişey yoksa!? Ya ne cennet ne de cehennem varsa?? Ne olduğunu, ne de olmadığını ispatlayabiliyoruz, sadece bize yakın gelen olguya inanıyoruz.. (amacım din konusuna girmek değil, sadece ölüm sonrası ile ilgili kafamdaki soru işaretlerini tartışmak) Sorguladığım bir diğer olgu da "ruh" kavramı.. Öldüğümüz an ruhumuz bedenimizi terk mi edicek, klasik bir bahis olan "kendini yukardan görmek" olayına mı erişicez öldüğümüz an... Gerçekten de bi ışık bizi içine mi çekecek, yoksa bu bazılarının da idaa ettiği gibi bir saçmalıktan mı ibaret!? Gerçekten de "21 gram" hafifleyecek miyim öldüğüm an, peki herkesin ruhu aynı ağırlakta mı!? Yani yeni doğan bir bebeğin ruhu ile 50 yaşında ve 150 kilo olan adamın ruhu da aynı mı çeker!? Bunlar ölümle ilgili kafamda olan sorular, bize düşen bu kavramı sonun kadar, belki de bir cevabını bulana kadar sorgulamak değil midir!?.... "Ölüm; yaşam denilen rüyadan uyanmaktır..." demişti Barış Manço bir zamanlar... Peki herşey bu kadar basit mi!?... |
|
#2 (Mesaj Linki)
| ||||
| ||||
| Tanrım neler oluyor? Biz kaybediyoruz, o kazanıyor. Krallığından kovduğun evladın dünyayı yönetiyor. Her yerde onun izleri var. Dışarıya bak, dünyaya bak. Senin evlerinde sana sığınanlar kör kurşunlarla öldürülüyor. Kusuyorum.Manevi kusmuğumun içinde yüzüyorum. Nasıl bu hale geldim. Aynaya bakıyorum, kusuyorum. “Ben”i bu kadar önemsediğim için üzgünüm. Öyle öğrendim. Bazen farkındaydım, bazen değil. Ruhumu ona satarken farkında değildim. Sana inandığımı sanıyordum. Geceleri sana dualar ediyordum. Sonra sana kızdım. Neden engel olmuyordun ki? Sen değil miydin hepimizi seven. Hepimizi evladın gören. Beni neden sevmiyordun? Ya da neden doyurmuyordun açları, neden susturamıyordun silahları. Ama sonra anladım. Onlar için hiç dua etmiyordum ki ben. Tüm dualarımda ya terfilerim, ya başarılarım, ya sevdiklerim vardı. Hiçbir akşam aç çocukları doyurmanı, evsizleri soğuktan korumanı istemedim ki senden. İstediklerim hep benim içindi. Sana kızmaya ne hakkım vardı ki? Evine geliyordum. Ama hep ona hizmet ediyordum. Ruhum onundu. Bir bedenden bir bedene uzanıyor, alkolün uyuşukluğunda çılgınca dans ediyordum. Yanı başımda insanlar açtı bilmiyordum. Dört bir yandan çaresiz çocukların ağlamaları geliyordu duymuyordum. Ben daha fazlasını istiyordum. Onun bana sunduklarına ulaşmak istiyordum. Daha çok kazanmalı, daha lüks yaşamalı, daha çok tüketmeli, daha çok sevişmeli, daha akıllı gözükmeli, önemli olmalı ve bedellerini ödemekten çekinmemeliydim. Mutluluk budur sanıyordum. Ben böyleyken, sana kızmaya ne hakkım vardı ki? Evrende bir nokta kadar bile yer tutamazken her şeyin benim etrafımda döndüğünü sandım. En büyük, en güzel, en zeki bendim. En zengin, en başarılı, en çok alkışlanan olmayı hak ediyordum ama herkes kötü, her şey haksız sanıp kadere ve sana kızıyordum. Oysa her şey bir balondu. Ya da şeytanın elma şekeri… Dostlarımı aradım. Dostlarım olsun istedim. Dostlar nerede? Dost nerede? Dostluk acı istiyor. Dostluk dayanışma istiyor. Kaç yıldır dostlar yok. Meyhanede içki içtiğim, gezip güldüğüm eğlendiğim insanlara nasıl dost diyebilirim ki? Onlar dost değil. O kadar yalnız ve o kadar koruma altındayız ki, dostumuz bile yok. Savaşta değilim ki beni cepheden çıkartan adamı bileyim. Dostlarımı sınayamıyorum ki. Ödün vermediğin, kendinden vermediğin, fedakarlık yapmadığın birini nasıl dost tanımlarsın ki. Benim hiç dostum olmadı dost gibi diye tam kızacakken, gördüm ki ben dost gibi dost olamamışım ki... Vermek için almayı beklerken nasıl dost bulabilirdim ki? Ve nasıl sana kızabilirdim ki, yalnız olduğum için? Artık sevişemiyorum bile. En şehvetli akşamın sonunda boşalırken acı çekiyorum. Ya milyonlarcasından biri, bir ben daha yaratırsa. Bir bencil asker daha. Şeytanın askeri. Uzaktan kumandam elimde. O kadar kolay zaplıyorum ki. Spiker kıza bakıyorum. Ekranda savaş alanından cesetler var. 30 saniye sonra rengarenk bir fuar görüntüsü. Bu ne hız. Yetişemiyorum. Midem bulanıyor kusuyorum. Hamsterlar gibi yaşıyorum. Bütün hayatım. Koşturmacalarım, hedeflerim, üzüntülerim, nefretim, aşklarım... Kafesin içinde dönen tekerde aptal aptal koşan hamster gibi. Yarın sabah öldüğümde patronlarım masamı doldurmak için eski özgeçmişleri dolaptan çıkartacaklar. Sevgilim çok ağlayacak. Ama nereye kadar? Hangi acı, hangi ölü unutulmadı ki? Hele ben. Ben kimim ki? Sıradan vatandaş. En fazla bir nesil sonra tamamen unutulmuş olacağım. Ben yitirilmiş dünyanın zavallısıyım. Dönüşüm yok. Pisliğin içinde batıyorum. Dibe doğru iniyorum. Yanılsamaların içinde her gün biraz daha dibe… Çıkış kapım çok geride kaldı. Eşyalar, odam bulanıklaşıyor. Terliyorum. Sırılsıklam debeleniyorum. Yatağımın üzerinde annemin karnındaymış gibi cenin pozisyonunda yatıyorum. Savunmasızım. Tüm kalkanlarım yerde. Tek istediğim bana dokunman. Beni sevdiğini, beni unutmadığını ve en önemlisi beni affettiğini bilmek istiyorum. Kapını çaldığımda beni cennetine almanı istiyorum. Ben kötü değildim. İnan bana kötü değildim. Gözkapaklarım ağırlaşıyor. Derin, derin nefes alıyorum. Siyah beyaz film karelerinde, başkalarına küfür etmeden lanetler okumadan dolaşıyorum. Korkmuyorum. Yıllardır ilk kez huzurla gülümsüyorum. Çocukluğumdan kopamıyorum. Annem, babam, bakkal İsmail, şekerlerim, patlak topum… Nasıl da gülüyorum. Bu çocuğu ben nasıl harcadım? O, ben olamaz. Çok geç biliyorum ama sana karşı en büyük ve son günahımı işlerken, sevginin, vermenin, paylaşmanın, başkalarının ne demek olduğunu anlıyorum. Son günahımda temizleniyorum. Beni affeder misin? Beni affetmesen de kardeşlerimi affeder misin? İnan bana onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ve hiçbiri kötü değil. Kurtar onları. Affet onları. Lütfen Tanrım… |
|
#3 (Mesaj Linki)
| ||||
| ||||
| Bir ölüm cümlelere sigabilir mi? Ölümleri dinleriz sessizce..yüreklerde onarilmasi imkansiz hatiralari nasil birakarak derinlere gömüldügünü..sonra da hayatin eksilerek nasil devam edebildigine sasiririz hep! Dinlerken ucar gider kelimeler..konusan agizlardir sadece aklimizda kalan ve tuhaf bir aci.. Sonra bir gün yasamak zorunda kaliriz.. Iste o zaman ucusan kelimelerdeki dayanilmaz aci, icimizde bir yerde bagdas kurup oturur.. Haykirislarimiz yankilanir bedenimizin duvarlarinda..o duvarlardan gözyaslari süzülür,aglayan kayalar gibi.. Aslinda üzüldügümüz o insani bir daha göremeyecek olusumuz mudur yoksa vicdanimizin o korkunc sesi mi rahatsiz eder bizi.. Niye özür´ler icin son ana kadar bekleriz? Niye onu sevdigimizi söylemek icin kapali gözlere,son nefesteki sicak ellere sariliriz..görmezden geldiklerimiz cikar ortaya bir anda.. kisacik cümleler,anlamli bakislar,yapilan haksizliklar o anda vurur bizi! Inanmak zordur yerde yatan hareketsiz bedene bakarken..alismak ise imkansiz gibi gelir! Telasli kalabaliklar,hatirlanan anilar,inanamazlik kisa bir süreligine ölümün cirkin yüzünü bastirir.. Sonra insanlar azalir,cümleler biter,karanlik ölümü cagristirir,gözler dalar bosluga.. Suclariz kendimizi..belki de bir ömür boyu sürecek pismanligi dualarla örtmeye calisiriz. Sonradan fark ederiz ki,bir insani anlamak cok zor gelmistir,keske´lere dönüssüz ölüm yolunda soksak ta kendimizi,degisen ne hatalarimizdir ne de oluk oluk kanayan yaralarimiz ve bir daha affedemeyiz kendimizi! ! Yillarin yiprattigi caresiz bir bedeni, sevildigini hissedemeyen bir yüregi, belki de yanindan ayiramadigi fotograflarda özlemlerini saklayan saclari aklasmis basörtülü bir kadini, suskun bakislari hatirlariz her gecen gün! O yara hep kanar unutmak istedigimiz bir yerlerde ve cogu zaman gözyaslari yardim eder vicdanimizi teselliye.. Unutmak imkansiz,alismak kolaylasmis gibi gelir artik.yine de cümlelere sigdiramayiz ölümü,ne zaman hayati terk eden birileri bize biz kadar yakindir,iste o zaman sakli acilar gömülü topraklardan cikar gercek olur,sadece dinleyipte hissedemedigimiz aci cümleler, yüregimizde yerini bulur ve biz savruluruz cigliklarla! ! ! |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ölüm Gerçeği | AYIŞIĞI | Dini Şiirler | 0 | 09-13-2009 10:55 |
| Düş Artığı -ÖLÜM- | Funda | Resimli Şiirler | 0 | 06-24-2009 12:35 |
| Ölüm Orucu - Ölüm Orucu Nedir - Ölüm Orucu Hakkında | Funda | Mavizel Sözlük | 0 | 05-27-2009 16:14 |
| Müsait bir ölüm | Funda | Aşk | 0 | 05-11-2009 11:36 |
| Eski Türklerde Ölüm ve Ölüm Gelenekleri | Funda | Satırlarla Türkiye | 0 | 04-05-2009 12:37 |
| GMT +3 Saat: 14:16. | ![]() |
![]() | ![]() | ![]() |
| Ana Sayfa -
Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz -
Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc. Powered by vBulletin® Version 3.8.5 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. | |