MavizeL mırr ve vızz (: Nice Mutlu Senelere
Go Back   www.MavizeL.com
Serbest Kürsü
Hayatın İçinden Satır Araları
Savaşçı Ve Venüs

Savaşçı Ve Venüs

 Serbest Kürsü Kategorisinde ve  Hayatın İçinden Satır Araları Forumunda Bulunan  Savaşçı Ve Venüs Konusunu Görüntülemektesiniz. Elini 1600 yıllık Venüs heykeline sürerken gözünü kapatmış ve altın şehir Tulum’u düşünmüştü. Gözlerini açtığında ise kendisini işte burada dövüşmeye hazırlanırken bulmuştu. Terlemeye başlamıştı, hiç ummadığı bir rakip vardı karşısında. ...

sosyal paylasim linkleri
İçeriği Facebook ile paylaş
İçeriği Digg ile paylaş
İçeriği del.icio.us ile paylaş
İçeriği Google ile paylaş
İçeriği StumbleUpon ile paylaş
İçeriği Reddit ile paylaş
İçeriği Twitter ile paylaş
İçeriği technorati ile paylaş
İçeriği Simpy ile paylaş
İçeriği Newsvine ile paylaş
İçeriği netvibes ile paylaş
İçeriği myspace ile paylaş
İçeriği misterwong ile paylaş
İçeriği friendfeed ile paylaş
İçeriği blogmarks ile paylaş
İçeriği Blinklist ile paylaş
  #1 (Mesaj Linki)  
Alt 04-02-2010, 15:16
YoLGeZeR isimli Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart Savaşçı Ve Venüs

Elini 1600 yıllık Venüs heykeline sürerken gözünü kapatmış ve altın şehir Tulum’u düşünmüştü. Gözlerini açtığında ise kendisini işte burada dövüşmeye hazırlanırken bulmuştu. Terlemeye başlamıştı, hiç ummadığı bir rakip vardı karşısında. Böylesine ilkel bir dünyada bu denli güçlü biriyle karşılaşacağını hiç düşünmemişti.

Rakibinin hırsı yüzünde okunabiliyordu. Geniş alanda kum zemin üzerine dikilmiş sırıkların ucunda yanan meşalelerin alevleri, rüzgarla hareket ettikçe dans eden gölgeler oluşmaktaydı. Karşısındaki adamın göz altlarına sürdüğü mavi renkler, gölgeler belirdikçe koyulaşıp gözlerinin daha iri görünmesine neden oluyordu. Birden bire belirip yine aniden kaybolan gölgeler bu sefer de gözbebeklerinde alevlerin parıltılarını yansıtıyordu. Gölgelerin ahenkli olmayan kıpırtısı altında rakibinin yüzüne bakarken ister istemez irkildiğini hissetti. Karşısındaki savaşçının yanaklarından başlayıp çıkık elmacık kemiklerinde biten beş adet kırmızı çizgi rakibinin daha önceki tecrübelerinin bir kanıtı idi. Sol kulağında zaferlerinin nişanesi olarak küçük halkalar vardı. Her bir halkada geçmiş dövüşlerdeki yengilerini anımsatacak küçük hatıralar taşıyordu. Henüz tam kurumamış, derisi kemiğe yapışmamış olan irice bir işaret parmağı son karşılaşmadan kalmaydı. Diğer kulağı ise bilmem hangi kapışmalardan aldığı darbeler sonucu neredeyse kopma noktasına gelmiş, düşmanlarına savaşçılığını göstermek adına neredeyse ilkel yöntemlerle başına dikilerek tutturulmuştu. Rakibinin geniş omuzları vardı. Kılsız vücudu, sürdüğü hindistan cevizi yağı nedeniyle alevlerin ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Beline dolanmış ve apış arasından geçen G_string misali çaput dışında gövdesini saran derinin altında gelişmiş kas yığınları atletik yapıyı tamamlıyordu. Sarı, yeşil ve bordo renklerle bezeli kol ve bacak bileklerinde, çıngıraklı yılan kuyruklarından yapılmış süsler asılıydı. Her bir hareketinde ritmik sesler çıkararak düşmanının odaklanmasını engellerken, bir yandan da beyninin uyuşmasını sağlıyordu. Öne doğru eğilip kafasını yukarı kaldırmış bakarken, dizlerinin üzerine ağırlığını verip çıkık kıçıyla her an düşmanının üzerine atılacak panter görüntüsündeydi. Sağ eliyle kavradığı kısa kılıç daha önceki dövüşlerin koyu kırmızı renkli izlerini barındırıyordu. Kendinden emin, çalan davulların uğultulu gümbürdemesine ayak uydurarak bir sağa bir sola sallanıp saldırı için zaman kolluyordu.

“Tanrım, nereden düştüm buraya” diye düşündü. Bir film setinde olmadığı kesindi, çevresindeki kalabalığın oluşturduğu çember giderek daralıyordu böylece karşısındaki vahşi savaşçıdan kaçacak yer kalamayacak kadar yakınlaşacaklar, kapışma kaçınılmaz olacaktı. Dövüş arenasına çıkmadan önce hazırlanacak çok zamanı olmamıştı. Kot pantolonunun dizden aşağı kalan kısımlarını yırtıp kol ve ayak bileklerine bağlamıştı. Bulabildiği kamışlarla mısır koçanlarından kendine süsler yapmış, küllere buladığı vücudunun üzerine kömür parçaları ile siyah çizgiler çizmişti. Ancak iki eliyle taşıyabildiği kılıç dışında tek güvendiği kot pantolonun arka cebine sakladığı gizli silahıydı. Yeterli şaşkınlığı yaratabilirse bu dövüşten galibiyetle ayrılması işten bile değildi. Bir an için gözleri insan çemberinin içindeki üstsüz kızların göğüslerine takıldı. Davulcuların ritmi artmış kalabalığın dansı daha da hızlanmıştı “Konsantre olmalıyım” dedi kendi kendine “bu durumdan kurtulursam dans edecek çok zamanım olacak”

Çemberin iyice daraldığı bir anda vahşi savaşçı ilk darbesini indirmek için harekete geçti. İki kılıcın vınlaması ve havada kıvılcımlar çakarak çarpışması sonrası omuz omuza yanaşmışlardı. Savaşçının delici bakışlarıyla irkildi, vahşinin ağzı leş gibi kokuyordu. Neredeyse yosun tutmuş siyah dişlerini açığa çıkaran bir gülümseme sonrası hırıltılı bir sesle haykırdı “YUKATAN”

Savaşçının ikinci darbesini karşılayamayacak gibiydi. Kılıcı taşımaktan yorulmuş davul ve çıngırak seslerinden beyni uyuşmuştu. İkinci saldırı gecikmedi, vahşinin kılıç darbesiyle kendi kılıcının elinden fırlayışını izlerken artık gözünü açık tutacak gücünün kalmadığını hissediyordu. Kendisini burada, arenada, Venüs sunağının yanında, kendisine hayretle bakan vahşi kalabalığın arasında bulmadan önce tek hatırladığı Meksika’da Maya’ların neredeyse başkenti sayılan Çiçenitza harabelerini gezdiğiydi. Sunağın yanına gelmiş elini 1600 yıllık Venüs heykeline sürerken gözünü kapatmış ve altın şehir Tulum’u düşünmüştü. Gözlerini açtığında ise kendisini işte burada dövüşmeye hazırlanırken bulmuştu. Zamanda bir sekme yaşadığını ancak olanca hızıyla dilini ısırıp acısını hissedince anlamıştı. “Einstein haklıymış” dedi içinden “Uzayda zaman bir yerde bükülebiliyormuş”.

Şimdi son bir şansı vardı, gözünü açtı, vahşi savaşçı ölümcül darbesini indirmek için kılıcını havaya kaldırmıştı. Çember daralmış, davullar çılgın bir ritim tutturmuşlardı, topluluk kendinden geçmiş halde başlarını öne arkaya, sağa sola sallayıp kumların içinde tepiniyordu. Elini kotun arka cebine götürdü, kibarlık olsun diye kızların sigarasını yakmak için taşıdığı Zippo çakmağını çıkardı. Altın kaplama çakmak meşalelerin ışığında parıldıyordu. Kapağını açtı ve çakmağı çaktı. Elindeki küçük alev topu beklediği şaşkınlığı yaratmıştı. Vahşi savaşçı donup kalmış, davullar susmuş, topluluk hayret dolu gözlerle ona bakıyordu. Eğildi düşen kılıcını alıp var gücüyle vahşi savaşçıya sallarken bir rüzgar esti, ve çakmak söndü.
Alıntı ile Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

forum kurallari Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


similar threads Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sagopa Kajmer - Kör Savaşçı AYIŞIĞI Rap Müzik 0 06-21-2009 11:16
Dogan Cüceloğlu - Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı kalpsiz_kral Kitap Severler / Kitap Tanıtımları / Kitap Özetleri / E-book (ebook) / E-kitap (ekitap) 0 04-14-2009 21:31
Standart Anlamlı Ve Çoşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı Funda Kitap Severler / Kitap Tanıtımları / Kitap Özetleri / E-book (ebook) / E-kitap (ekitap) 0 03-27-2009 11:45


firma ekle
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Sitemizde yasalara aykırı unsurlar Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3, Illegal vs. durumlar
ve belirtmediğimiz diğer aykırı unsurları info@mavizel.com email adresine bildirebilirsiniz.
GMT +3 Saat: 17:12. yukarı git
Ana Sayfa - Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz - Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin

MavizeL - Kimliksizim - Nevrotik Sayıklamalar - Emre Gökce - Şiir Fm


SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012,
Jelsoft Enterprises Ltd.