MavizeL mırr ve vızz (: Nice Mutlu Senelere
Go Back   www.MavizeL.com
Edebiyat
Türk Dili ve Edebiyatı
Makaleler - Köşe Yazıları
Bir mum da sen yak / Yavuz Bahadıroğlu

Bir mum da sen yak / Yavuz Bahadıroğlu

 Türk Dili ve Edebiyatı Kategorisinde ve  Makaleler - Köşe Yazıları Forumunda Bulunan  Bir mum da sen yak / Yavuz Bahadıroğlu Konusunu Görüntülemektesiniz. Hep şartlardan yakınırız... Zaaflarımızı, yenilgilerimizi, korkularımızı şartlarla izah etmeye çalışırız... Biz aslında “iyi adam” olacağız, ama şartlar bırakmıyor... Çocuklarımızı doğru düzgün yetiştireceğiz, ama sistem engelliyor... Eşimiz aslında çok iyidir, ama ...

sosyal paylasim linkleri
İçeriği Facebook ile paylaş
İçeriği Digg ile paylaş
İçeriği del.icio.us ile paylaş
İçeriği Google ile paylaş
İçeriği StumbleUpon ile paylaş
İçeriği Reddit ile paylaş
İçeriği Twitter ile paylaş
İçeriği technorati ile paylaş
İçeriği Simpy ile paylaş
İçeriği Newsvine ile paylaş
İçeriği netvibes ile paylaş
İçeriği myspace ile paylaş
İçeriği misterwong ile paylaş
İçeriği friendfeed ile paylaş
İçeriği blogmarks ile paylaş
İçeriği Blinklist ile paylaş
  #1 (Mesaj Linki)  
Alt 01-05-2010, 15:48
dü$pérésT isimli Kullanıcı Resmi (Avatar)
↓ ☠...đυšeš đυšłeя...☠ ↓
 
Guloo7 Bir mum da sen yak / Yavuz Bahadıroğlu

Hep şartlardan yakınırız...
Zaaflarımızı, yenilgilerimizi, korkularımızı şartlarla izah etmeye çalışırız...
Biz aslında “iyi adam” olacağız, ama şartlar bırakmıyor...
Çocuklarımızı doğru düzgün yetiştireceğiz, ama sistem engelliyor...
Eşimiz aslında çok iyidir, ama çevresi kötü yapıyor...

Bence bu, sorumluluktan sıyrılma çabasıdır. Vicdanlarımızı rahatlatmaya çalışıyoruz. Bir de mağlubiyetimize mazeret uydurma gayretindeyiz!
Çünkü aynı şartları yaşayıp paylaşan başka insanlar pekalâ şartların altında ezilmeden yaşayabilmekte, hedeflerine ulaşıp başarılı olabilmektedirler.
Daha açık ifade etmeye çalışayım...

Eğer Peygamberlerimiz şartlara sığınıp yakınsalardı, Hz. Âdem’in ömrü Cennet’ten çıkarıldığı için, Hz. Nuh’un ömrü tufana tutulduğu için, Hz. Yunus’un ömrü denize atıldığı için, Hz. Yusuf’un ömrü kuyuya itildiği için, Hz. İbrahim’in ömrü Nemrut’la, Hz. Musa’nın ömrü (onlara selam olsun) Firavun’la karşı karşıya getirildiği, Hz. Âlişan Efendimiz’in ömrü ise Ebucehil gibi bir düşmanla savaşmak zorunda kaldığı için...

Ve... Hz. Havva’nın ömrü yasak meyveyi yediği için, Hz. Asiye’nin ömrü Firavun’la evlendiği için, Hz. Hacer’in ömrü çölde aç-susuz bırakıldığı için, Hz. Meryem’in ömrü iftiraya uğradığı için yakınmayla geçerdi...

Hâlbuki içlerinde mevcut imanı ve iman eksenli aksiyonu harekete geçirip ortaya atıldılar: “Allah Kerim” diyerek olumsuz şartların üzerine yürüdüler...
Unutmayalım: Hz. İbrahim’i, Nemrud gibi, kendini “tanrı” sanan bir “gurur âbidesi” karşısında galip getiren Kudret, Hz. Musa’yı Firavun’un sarayında büyüten Kudretin tâ kendisidir!

Aynı Kudret, Efendimiz’in üzerine de tecelli edince, Efendimiz, bir süre önce kovulduğu Mekke’ye, muzaffer bir komutan olarak dönmüştü...

Çoğumuz günlük hayatımızda benzer tecelliler yaşarız, ama fark etmeden ıskalarız...
Halbuki peygamber kıssaları, idrakımıza yeni pencereler açan oluşlardır...
Bir bakıma her peygamber hayatın tümüne yönlendirilmiş bir ışık hüzmesidir...
Her biri, hayatın bir bölgesini aydınlatır...
Ancak tümünü idrak edebilenler, daha ışıl ışıl bir “Cadde-i Kübra”da yürümenin tadına varırlar...
Bunun tadına varanlar, her türlü olumsuz şartın, “Külli İrade”den beslenen
karşısında teslim olacağını ve engellerin ortadan kalkacağını bilir, yakınmak yerine çalışmayı seçen bir aksiyon içinde tüm olumsuzlukları dize getirmeye çalışırlar...

Allah da yardım eder, şartlar dize gelir...
Şartlar dize geldiğinde, olmazlar oluverir...
Örneğin Hz. Âdem’le Hz. Havva koskoca dünya yalnızlığında bir birlerine kavuşurlar, Hz. Nuh tufanı yener, Hz. Yunus sahili bulur, Hz. Yusuf kuyudan çıkar, Hz. İbrahim, Nemrut ateşine meydan okur, Hz. Musa, Firavun’u Kızıldeniz’de boğar, Hz. Âlişan Efendimiz ise Ebucehil’i yerle bir eder.

Yani dostlar, “Umut fakirin ekmeği” değil, yaşama gücüdür.
Yaşama gücünüzü kaybetmeyin ve şartlar karşısında asla teslim olmayın!

Gelelim masalımıza...

Mesel bu ya, bir odada dört mum hem ağır ağır yanıyor, hem de aralarında dertleşiyorlarmış...
Birinci mum: “Ben barışı simgeliyorum” demiş, “yani ben barışın mumuyum... Ama ne yazık ki, dünya savaş alanına döndü... Güçlü devletler gözlerine kestirdikleri güçsüz devletleri yutuyor... Masumları, mazlumları çıkarları uğruna katlediyorlar... Anlayacağınız misyonumu tamamladım; artık kimse benim yanık kalıp ışık saçmamı istemiyor...”
Birinci mumun alevi önce hazin hazin titremiş, sonra aniden sönmüş...
Bu kez ikinci mum alevini hafiften dalgalandırarak söze başlamış: “Arkadaşımız haksız sayılmaz” demiş, “hattâ aynı durum benim için de geçerlidir... Biliyorsunuz ben inancı simgeliyorum, yani inancın mumuyum... Hazin ki, günümüzde her şey parayla ölçülüyor... Madde mânâyı zayıflattı... Neredeyse herkes maddeci oldu... Üç kuruş için adam kesiyorlar... Bu duruma daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum; artık söneceğim.”
Konuşması biter bitmez esmeye başlayan hafif bir rüzgârın etkisiyle o da sönüvermiş. Söz sırası üçüncü muma gelince üzgün bir sesle söze başlamış: “Biliyorsunuz ben sevgiyim! Yanık kalmak için çok çabaladım, ama olmuyor; gücüm tükendi. İnsanlar çoktandır beni unuttular. Bir kenara fırlattılar. Aşkı, sevgiyi öldürdüler. En yakınlarını bile sevmiyorlar. Böyle bir dünyada yanıp duramam...”

Üçüncü mum da sönmüş.

Tam bu sırada bir çocuk girmiş odaya. Dört mumdan üçünün söndüğünü görünce, merakla yanlarına gitmiş: “Neden yanmıyorsunuz?..” diye sormuş mahzun mahzun.
Sönmüş mumlar cevap verememişler...
Bu kez çocuk odada yanık kalan tek muma dönmüş:
“Bunların yanmadığı yerde sen nasıl yanıyorsun?”
“Çünkü ben umudum” diye cevap vermiş, sonuncu mum; “umudun mumu hiç sönmez.”
Çocuğun yüzüne sımsıcak bir gülümseme yayılmış...
“Üzülme” diye devam etmiş sözlerine mum, “benim alevimle diğer mumları yakabiliriz. Böylece hepsi yeniden işlevlerini sürdürürler.”

Böylece barış mumu, inanç mumu, sevgi mumu tekrar yanmış...

Hani ne derler biliyorsunuz: “Karanlıktan şikâyet edeceğine bir mum da sen yak!”...

Yavuz Bahadıroğlu
Alıntı ile Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

forum kurallari Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


similar threads Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yavuz Bingöl - Hiç Ayrılmadık Seninle Funda Resimlerle Şarkılar 1 08-18-2009 09:21
Yavuz Çetin estante Rock & Metal 3 07-16-2009 10:30
Yavuz Taner - Ölesim Geldi AYIŞIĞI Türkçe Müzik 0 06-21-2009 19:06
Yavuz Taner - En Mutlu Günümde AYIŞIĞI Türkçe Müzik 0 06-21-2009 19:05
Yavuz Bülent Bakiler şiirleri F L y Ünlü Şairler 1 05-18-2009 18:26


firma ekle
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Sitemizde yasalara aykırı unsurlar Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3, Illegal vs. durumlar
ve belirtmediğimiz diğer aykırı unsurları info@mavizel.com email adresine bildirebilirsiniz.
GMT +3 Saat: 22:02. yukarı git
Ana Sayfa - Forum - Mavi Kalemler - Desteklediklerimiz - Kullanım sözleşmesi - Arşiv - Etiketler - RSS - Bize Yazin

MavizeL - Kimliksizim - Nevrotik Sayıklamalar - Emre Gökce - Şiir Fm


SEO by vBSEO 3.3.0 ©2009, Crawlability, Inc.
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012,
Jelsoft Enterprises Ltd.