
03-29-2009, 16:11
|
| |
Saçlarimda saman alevi yalnizliklar Saçlarımda saman alevi yalnızlıklar pineklemiş ve oldum olası bahtım yaver gitmemiş anne. Anne yarınsız sabahlarım oldu, Bazen ağladığım bazen güldüğüm, Nice ayazda kaldığım gecelerim bazen… Şimdi bütün bunları sana neden yazıyorum diye eminim merak ediyorsundur. Bir kerede merak etme be anne. Bir kerede seni bir an bile aklından çıkartamayan oğlunu dinle, ne olur dinle be anne… Yıllar arasında sıkışmış sevgilerin mahmurluğu ile nice çürümüş günlere merhaba dedin sen. Öyle ki, her gün kerpetenle kemiklerinden etlerin çekilirken bile ses etmedin kimseye. Hatta kadere bile çatmadın onca kadersizliğinin içinde. Bir gün benden şikayet etmedin, yüreğinin üstüne üstüne basanlardan vazgeçmedin, kırk kere yaraladılar, kırk kere kafanı kırk yerden kırdılar yine de öf! bile demedin anne. Üstümün açıklığı kalbine Sırtımın yangını gözlerine Sitemlerimin yollarına çıktığı Yüzümün kırgınlığının malum olduğu Nice bensiz, sensiz günlerin günlerim oldu bazen. Ey! Anne, sen nasıl bir candın? Nasıl kıydın nar taneli ömrüne? Nasıl vazgeçtin bütün beyaz gelinliklerinden? Sevda kıpır kıpırken yüreğinde nasıl karanlıklara gömdün hayallerini? Şu canım kıssacık ömrünü hiç mi umursamadın? Kendin için niçin bir gün bile yaşamadın? Beklentisiz yazlar, kışlar geldi geçti ömrünün en serin ırmaklarından ve bütün ırmakların bulandırıldı. Öylesine çok temizdin ki, bütün beyazlar utanırdı kirlerinden ve bütün karanlıklar, ayağını bastığın an güneşe dönerlerdi yüzlerini, güneşe doğru yürürlerdi. Çünkü sen kalbi ipekten daha yumuşak, özü nice çağlayanın kaynağından daha berraktın… Doğdum yükün oldum, büyüdüm derdin oldum. Hangi gün yüzünü güldürdüm ki ve hangi gün çilenden bir eksilttim ki? Derdimin dermanı annem, çehremin sevabı, başımın kurbanı annem. Mahzun yıllarımın vebalini üstlenen, kısmetsiz zamanlarımın katran karası acılarını göğüsleyen, ağladığımda, hastalandığımda yanı başımda dimdik dikilen canım annem, gül annem, gül ne olur artık gül annem… Derdin az geldi ya birde ben Sonra bu kırık sözcüklerim Ve bazen kısmetsiz yıllarım Yüreğinin kapısını çok aşındırdı Mahzunluğum kalbine vurdu bazen… Biliyorsun hiç büyümedim, hep altı yaşındayım. Böyle emreylemiş Allah; hep altı yaşında olayım, hep dizlerinin dibinde, etrafında, yüreğinde, nefesinde olayım, sana hep çocuk kalayım istemiş. Bunda ne senin nede benim bir suçum yok. Ben senin dünkü yavrunum yani altı yaşındaki kuzun anne. Bu yüzden çocukluğum, gençliğim, büyüklüğüm hep acıttı içini, bu yüzden ne zaman dara düşsem avuçlarına ağladım, göğsünü çok ıslattım annem. Bir nevi namuslu çocukluk halleri… Kabasını söylemeye dilim varmıyor annem… Anne sensiz çok sabahlarım oldu Sustuğum içime kanadığım Ağladığım sesimi duyuramadığım Çile dolu otuzdokuz yılım oldu… Sen sakın ağlama anne Sonra ben duyarım Sonra ben ıslanırım Hüznün işgalinden yıkılırım Yıkılırım anne… Gözlerimde yağmur damlaları çete olmuş ve oldum olası sele dönmüş gözyaşlarım anne. Nice istasyonda, nice terminalde öksüz bir çocuğun terk edilişi yüzüme sinmiş ve gözlerimde benim için, ailemiz için saçlarını süpürge ettiğin yıllar kapalı gişe filmmiş. Bütün bunları yeni anladığım için beni ne olur bağışla canım annem. Çünkü sen küf kokulu ömrünün acılarında, hep yedirmiş, giydirmiş, çok sevmişsin beni ve kendi nafakanı beslenme çantalarımda yola komuş, okul sıralarında ben padişah sen ser sefil kalmışsın annem. Bunca olana rağmen kaybettiğin her şeyi taş edip göğsüne bağlamış, kadere hiç öykünmemişsin. Beni bağışla, hakkını helal eyle can annem… Kınalı ellerinden hasretle öperim. Vefasızın… Murat İNCE
12/02/2009 |