gönderilmeyen mektuplar.. Yine seni düşünerek geçirdiğim bir akşamüstü... Güneş bütün ihtişamıyla battı az önce. Karşımda görünen ilk yıldızlar... Heyecanla diğerlerinin de gelmesini bekliyorlar. Kıpırtıları, hala kaybolmayan gökyüzünün kızıllığına değil, dinlemek istedikleri yepyeni hikayelere.. Her gece kimisinin sevgisini, kimisinin telaşını, kimisinin hüznünü paylaşıyorlar. Daima umutla uzanan elleri seyrediyorlar. Seyretmekten başka çareleri de yok zaten. Tek yapabildikleri ışık olabilmek karanlık gecelere..
Aslında bilir misin, gecelerdir insana bir şeyler hissettiren. Bütün kalabalığın, gürültünün, stresin ardından insan yalnız kaldığında başlar hesaplaşmalar. Aslında yalnız demek de ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Hiçbir gece yalnız bırakmaz insanı. Kıvrılıverir yanı başına, kadim bir dost gibi kimi zaman.. Kimi zaman anıları tutup elinden, oturtur yanına; kimi zaman anın olur, seni yaşatır. Kimi zaman belki hiç yaşayamadığın mutluluk oluverir, kimi zamansa yüreklere dökülen göz yaşları...
Göz yaşlarıma aldırmadan oturdum defterimin başına. Çok karaladım bu defa sayfayı. Uğraştım defalarca, doğru kelimleri seçemedim. Büyüdüğümden oluyor galiba.. Deli cesaretimi kaybetmiş gibiyim. Her düşündüğümü açıkça söyleyemiyor, işin garip yanı çekiniyorum.. Yaşayamadıklarım yığınla birikmiş yüreğimde. Bu defa onlar acıtıyor yüreğimi. Söyleyemediklerim taşmak istiyor dilimden, izin vermiyorum. Boğazımda düğümleniyor her kelime. Yazamadıklarım, yazdıklarımdan ağır geliyor.... |